Wordpress | SEO | Tarih

Faydalı Isler Bakanı

LG LB Serisi Led Tvler

Lg LB Serisi Led Tvler

Bildiğiniz gibi La serisi artık üretilmiyor onun yerine LB serisi led tvler üretiliyor. Lg LB serisi Ledleri Nisan ayının 3. haftasından itibaren Türkiye pazarına sunacak şu an bir çok LG satış noktasının elinde LA serisi led tvlerden kalmadı. herkes büyük bir beklenti içinde Yeni seri LEd tvlerin fiyatlarının aynı olacağı söyleniyor. 2014 LG modelleri de aşağı yukarı 2013 modellerle aynı rakamlara satılacak. LG La serisini en çok satan modelleri şunlardı

  • LG LA 620s
  • LG LA660S
  • LG LA740s
lg-lb6100

lg-lb6100

Bunlarınd dışında teknosa için üretilen LG LA640s de çok satılan ara model olarak karşımıza çıkıyor. Artık LA serisi modellerin yerini 2014 modelLG LB serisi modeller alacak. Bunlardan biri de  47LB6100 modeli modelin ülkemize gelip gelmeyeceği ile ilgii net bilgi olmasa da muhtemelen birkaç gün içinda satışa çıkacak

47 LB6100 Satış fiyatı: 47 LB6100 modelinin satış fiyatı da 2000 liranın üzerinde olacak

47 LB6100 ÖZellikleri

  • Genel Değerlendirme : 85/100
  • Diagonal Ölçümü: 46.9 “
  • 240 Hareket Clarity Index
  • Üçlü XD Picture İşleme Motoru
  • 8 Resim Modu
  • 20 Watt 2 Kanal Hoparlör
  • 3 HDMI ve 3 USB bağlantı noktaları
  • Stand olmadan Boyutlar : ( GxYxD ) 42.24 ” x 24.76 ” x 2.20 “
  • Stand ile Boyutlar: 42.24 ” x 26.61 ” x 10.04 “
  • 27,1 £ : stand olmadan Ağırlık .
  • £ 28 : Ayakta ağırlık .
  • 100 Hz

Bu bilgiler kesin bilgiler değildir kesin bilgiler LG tarafından açıklanacaktır


Nizamiye Medreseleri ve Büyük selçuklularda eğitim

Nizamiye Medreseleri Büyük Selçuklularda eğitim

Büyük Selçuklularda eğitim makalemizin 4. kısmını okuyorsunuz yazının ilk parçası için lütfen aşağıdaki linki kullanınız.

büyük selçuklularda eğitim

         Nizamiye Medreselerinde derslerin işlenişinde çeşitli şekiller uygulanırdı. Derse namazdan hemen sonra Kur’an okunmasıyla başlanır, ders esnasında karşılıklı sorular sorularak, hem dersin anlaşılması kolaylaştırılır hem de tartışma ortamı meydana getirilirdi. Ders esnasında metin üzerinde uzun müzakereler yapılarak kapalı noktalar açılanırdı. Bu iş yapılırken hoca ile öğrenciler arasında çetin tartışmalar olduğu gibi, bazen bu  tartışmalar öğrenciler arasında da cereyan ederdi.

            Nizamiye müderrisleri, sadece medrese talebelerine ders vermez, bilgi ve ilimlerinden halkı da faydalandırırlardı. Müderris Kazvini, Ramazan’da teravih namazı kıldıktan sonra, huzuruna toplanan halka fecre kadar Kur’an-ı Kerim’i sure sure tefsir eder, sonra da Nizamiye ’deki dersine giderdi.

             Medrese de ders veren müderrisler, uzmanlaşmış kişiler arasından seçilirdi. Mesela, Ebu Said Mütevelli (ö.1085) Nizamiyede usul dersi verirken, Ebu Zekeriyya et-Tikriti(ö.1219) lügat, tefsir ve Arapça dersleri vermekteydi. Böylece eğitimin merkezîleştirilmesi yanında, eğitim programlarında da yeniliğe gidilmiştir. Ders programlarında kürsü sistemine ve ihtisasa yer verilerek her ders o sahanın uzman hocasına verdirilmiştir.

              Nizamiyelerden önce de müderrislerin ücret aldıkları, fakat bunun yaygın bir şekil olmadığı bilinmekteydi. Nizamiye Medreseleri ücretli müderrislere sahip ilk kuruluş olma vasfına sahiptir. Müderrislerin kesin olarak ne kadar ücret aldıkları bilinmemekle beraber, maaşların genelde bolca ve cömertçe verildiği söylenebilir.

               Nizamiye Medreselerinde öğrenci olmak için bir yaş kaydı aranmadığı gibi, belirli kitapları okuyarak geçmek esas olduğundan, eğitim süresi için de kesin bir rakam vermek mümkün değildir. Bunun bir başka sebebi de, öğrencilere istediği hocadan ders okuma gibi bir hürriyetin tanınmasındandır. Hocanın, ders halkasına girecek öğrencileri belirlemesi gibi bir ilmi hürriyetinin yanında, öğrencinin de istediği hocada okuma ve ilim tahsil etme hürriyeti vardı. Kişinin ilme olan iştiyakı ve kabiliyeti onun öğrenci olması için yeterliydi. Üstelik her öğrencinin seviyesi aynı değildi. Bunda, medreselerde esas olan belli kitapları okuyarak geçme usulünün ölçü alınmasının yanı sıra, değişik yerlerde okuduktan sonra Nizamiye ’ye gelmenin de payı vardır.

                Nizamiye Medreselerinin maddi imkanları ve hocalarının ilimdeki şöhreti sebebiyle Azerbaycan, Tiflis, Yemen, Mısır, Mağrip ve Endülüs gibi İslam aleminin değişik bölgelerinden insanlar buralara gelerek ilim tahsil etmişler, sonra da memleketlerine dönerek Nizamiye misyonunu oralara taşımışlardır. Böylece Selçuklu ülkesinde Pamir’den Mısır’a kadar manevi birliği gerçekleştirmenin yanında ilim adamları arasında kaynaşma da sağlanmıştır.

                 Orta Çağ medreseleri bugünkü üniversitenin gelişmemiş hali olup; ders programları da Hukuk Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Fen Fakültesi müfredat programının birleştirilmiş halidir. Buna göre Nizamiyelerde Kur’an ve Kur’an ilimleri, hadis, Şafii fıkhı, Hitabet, Tarih, Coğrafya vb. dersler okutulmuştur.

                 Nizamiyeler açılırken uygun coğrafi mevkiler seçilmeye dikkat edilmiştir. Bağdat gibi hilafet, İsfehan ve Nisabur gibi imparatorluğun önemli kültür merkezinin yanında, Basra, Taberistan ve Huzistan gibi Şii kesimlerin yoğun olarak bulunduğu yerler de Nizamiyelerin seçiminde dikkate alınmıştır. Gelişi güzel serpiştirmenin yerine, medrese yapılacak beldelerin özellikleri yanında, medrese kurabilmek için o mahalde ders verebilecek ilim adamının bulunması da göz önünde bulundurulmuştur.

                 Selçukluların kurduğu bu üniversitelerden yetişe insanlar sayesinde Müslümanlar medeniyet önderliğini ellerinde tutabilmişlerdir. Yeniden ihya edilen İslam’ın gücü ile Selçuklunun gücü birleşerek, Hristiyanlarla uzun yıllar devam edecek Haçlı seferlerine karşı koyacak donanıma kavuşması temin edilmiştir. Daha sonra gelen hükümdar ve devlet adamları medrese açma konusunda Nizamiyeleri kendilerine örnek almışlardır.

                 Selçuklular sadece Şafii mezhebi üzerine eğitim yapan Nizamiye Medreselerini değil, diğer Ortodoks mezheplerin medreselerini de desteklemişlerdir. Amaç mezhep birliği olduğu için diğer yıkıcı ve bölücü mezhepler desteklenmemiştir.

                  Selçuklu sultanları, Hanefi Mezhebinde ve buna son derece bağlı kişiler oldukları için Hanefi medresesi açmaktan da geri kalmamışlardır.1064’te Alp Arslan’ın elçisi olarak Halife’ye gönderilen Şerefülmülk Ebu Sad Harezmî, Bağdat’a geldiğinde Nizamülmülk’ün vekilleri Nizamiyenin inşasına başlamışlardır.

                  Selçuklular döneminde medreselerin yanında, eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü başka mekânları da görmek mümkündür ki, bunlar daha çok süfilere mahsus yerler olan ribatlardır. Selçuklular döneminde ribatlar, süfilerin barınma ve eğitim merkezleri olmanın yanında, bir beldeden diğer beldeye seyahat edem âlimler ve talebeler için menzil, konaklama yerleri görevini de görmekteydi. Özellikle Bağdat, ilim kültür şehri olarak ribatların da çokça bulunduğu bir merkez haline gelmişti. Diğer şehirlerden ilim öğrenmek maksadıyla Bağdat’a gelen fakir ilim yolcuları bu merkezlerde barınırlardı.

                  Bağdat’a daha önce inşa edilen “Ribatu’z-Zuzeni” ve benzeri ribatların yanında, Selçuklular döneminde de yeni ribatlar inşa edilmiştir. Ebu Said Nisaburi(ö.1086)’nin inşa ettirdiği “Şeyhu’ş-ŞuyuhRibatı”süfiler ve ilim yolcularına barınak olmanın yanı sıra, kütüphanesi ile de ilim ehline hizmet veren bir kurumdur.

                   Bahse konu müesseselerde yetişen süfiler, aynı zaman derin saygın alimleri hüviyetindedirler. Örnek olarak bazılarına bakıldığında: Şeyhülislam Hakkari(ö.1093)’dir.

Süfiler ekseriyetle dini ilimlerle ilgilenmekte, özellikle de İslam’ın temel ilimlerinden olan hadise yakından ilgi duymaktadır. Bu ilgi onları dini emirlere karşı hassasiyete sevk etmiştir. Selçuklular dönemi için olan bu husus, daha önceki dönemlerde sıkça rastlanan ve birtakım dini ve sosyal problemlerin ortaya çıkmasına sebep olan şeriat-tarikat (medrese-tekke) çatışmasının yaşanmaması sonucunu doğurduğu gibi, toplum huzurunun sağlanmasına da hizmet etmiştir.

                    Medreselerden sonra, görüşlerini Sünni çerçeve içinde şekillendiren bu tasavvufi anlayış onların öğretildiği ribatlar, birer eğitim kurumları olarak Selçuklu Devleti’ne ve Sünni İslam anlayışına büyük hizmette bulunmuşlardır.


Büyük Selçuklularda eğitim Nizamiye medreseleri

         Büyük Selçuklularda eğitim Nizamiye medreseleri

Büyük selçuklularda eğitim makalemizin 3. yazısını okuyorsunuz ilk yazı için  aşağıdaki linki tıklayınız

Büyük selçuklularda eğitim

 Kendinden önce kurulan medreselerden ders programları ve müştemilatıyla ayrılan Nizamiye Medreseleri, öğrencilerinin yemek, yatak ve ders araçları gibi bütün ihtiyaçlarının karşılama bakımından da diğerlerinden ayrılmakla kalmamış, sonra kurulan medreselere de model vazifesi görmüştür.

           Medreseler talebelerin barınması, okuması, ibadet vb. ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmış binalardır. Nizamiyeler, bu genel anlayışın daha da ötesinde mükemmel planlanıp, inşa edilmişlerdir. Buna göre; medrese de öğrencilerin ders görebileceği dershaneler, pek çok geniş konferans salonu, depo, erzak kileri, zemin katta bir hamamı bir de mutfağı vardı. Ayrıca öğrencilerin ibadet ihtiyaçları yanında Cuma namazı kılınan e halka vaazlar verilen bir mescit mevcuttu.

Nizamiyelerin hepsinde çeşitli mevzularla alakalı nefis kitaplardan oluşan bir kütüphane olup, bu kütüphaneden sorumlu bir de hazin (müdür) bulunurdu. Hazin, kütüphanenin en yetkili memuru olarak ilmi ve idari işlerini yürütürdü. Bunlar, sıradan kimseler olmayıp, devrin tanınmış ilim ve marifet erbabı kişileriydi. Nitekim Bağdat Nizamiyesi’nin ilk hazini olan Ebu Yusuf Yakubİsferayini (ö.1104) fakih, kelamcı, edebiyatçı, şair ve hattattı. Başka bir hazin Ebu Zekeriya Yahya B. Ali (ö.1108), nahiv, lügat ve edebilenlerinden olup, sahasında otorite idi. Kütüphaneyi zenginleştirmek için, müdürün emrinde çalışan müstensihler değişik kitapların suretlerini çıkararak kütüphaneyi zenginleştirirlerdi. “Varrakin”de denen bu şahısların ekserisi hattat veya edebiyatçı idi. Nitekim 6000 cilt kitaptan oluşan Bağdat Nizamiyesi’nin kütüphanesine pek çok kitap bu yolla kazandırılmıştı.

           Kütüphaneye kitap temin etmenin başka bir yolu da bağış şeklinde olup, ilk kitap vakfeden şahıs Nizamülmülk olmuştur. Daha sonra Halife Nasır Lidinillah(1180-1225), binlerce eserden oluşan koleksiyonunu Nizamiye Kütüphanesi’ne vakfettiği gibi, meşhur tarihçi IbnNaccar(ö.1245)ve muhaddis Tacettin Ali Sai de nadide kitaplarını Nizamiye Kütüphanesi’ne vakfetmişlerdir.

           Selçuklular, medreselerin ilmi faaliyetlerini rahatça yürütebilmeleri için zengin gelirli vakıflar tahsis etmiş, onları bol ve sürekli bir gelire kavuşturmuşlardır. Bu şekilde çeşitli emlak ve bir çarşı Nizamiye’ye vakfedilmişti. Daha sonraları artan bir oranda vakıf ve vakıf gelirleri büyümüş, Moğol istilasıyla beraber inkıraza düşene kadar devam etmiştir.

          Nizamiye vakıflarından elde edilen gelir, medresenin hoca ve öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yettiği gibi, personelin yiyecek, giyecek, yatacak, ısınma ve aydınlanma ihtiyaçlarından başka, eğitim için gerekli olan kağıt, mürekkep, kalem vb. ihtiyaçlarını karşılamaya da yetmekteydi. Nizamülmülk’ün İsfahan Nizamiyesi’ne bağışladığı vakıfların gelirinin senede 10.000 dinara ulaştığı ve Bağdat Nizamiyesi’nin 1129 senesindeki gelirinin ancak %10’unun harcanabildiği düşünülürse, medreselerin geliri hakkında bir fikir edinilebilir.

         Nizamiyelerden önceki medreselerde müderrislik için belirli bir şart aranmazken, Nizamiyelerde müderris olabilmek için özel şartlar aranmış, daha ziyade önceden müderrislik yapmış kişiler tercih edilmiştir. Sonraları ilimde ehliyetini ispat etmiş kişilerin de müderris olarak tayin edildikleri görülmüştür. Müderris olabilmek için, ilmi kabiliyetini ispat etmiş olmak veya bir müderris tarafından kendisine referans verilmiş olması yeterliydi. Müderrislerin atanması için gerekli olan menşur, çoğu kez vezir emriyle veya hükümdar emriyle oluyordu. Daha sonraları halifelerin de müderris atamasında söz sahibi olduğu görülmüştür.

         Medreseye tayin edilen müderrisle genellikle bir seccade veya posta oturarak ders verir, öğrenciler ise halka halinde dersleri dinlerdi. Bu post müderrisin ders verme yetkisinin bir işareti olup kalabalık derslerde ise müderris bir kürsü üzerine oturarak ders verirdi. ayakta ders vermek genel temayüle ve usule aykırı idi. Müderrisler ders verirken özel kıyafet giyerler, başlarına da siyah cübbe takarlardı.

         Nizamiye Medreselerine tayin edilen müderrisler genellikle ölünceye kadar bu görevi yürütürdü. Müderrislikten ayrılmak ya şahsın kendi isteği ile veya azli mümkündü. Ebu İshak gibi ömür boyu bu görevde kalanlar olduğu gibi, Gazali gibi dört sene sonra görevini terk eden müderrisler de olduğu gibi, İbnü’l-Enbari gibi kendi isteği ile müderrislikten ayrılanlar da vardı.

yazının devamı için

nizamiye medreseleri


Büyük Selçuklularda Eğitim II

Büyük Selçuklularda Eğitim II   

Büyük selçuklularda eğitim yazısı serisinini  linki tıklayınız büyük selçuklularda eğitim 1

Fatımilerin dıştan yaptığı mücadeleyi Selçuklular ülkesinin içine taşıyan Bâtıniler, ülkenin her yanında görüşlerinin yaymak ve Sünni akideyi ortadan kaldırmak için gayret göstereceklerdir. Bu uğurda kendilerine karşı çıkan âlim, vali vb. şahısları suikastla ortadan kaldıracaklardır. Bâtınilerin tedhiş hareketleri yüzünden insanlar öldürülüyor, birbirlerinin çekemeyenler, karşı tarafı Batınilikle itham ederek devletçe cezalandırılmalarını sağlıyordu. Bu yüzden halk ikiye bölünmüş durumdaydı. Önde gelen âlimler, melikler, Batınilikle itham edilerek cezalandırılıyordu, ülkenin her yanında karışıklıklar çıkarılıyor, Isfahan gibi büyük şehirlerde bile Batıni tedhişi yüzünden yüzlerce insan ölüyordu. Böylece Fatımiler, Selçukluları zaafa uğratmak suretiyle emellerine erişme önemli mesafeler katediyordu. Batınilik, bir noktada Şii düşüncesinin vurucu gücünü oluşturmakta, propaganda ve ikna yoluyla elde edilemeyenler korku ve tedhişle susturulup, engel olanlar ortadan kaldırılmaktaydı.

         Fatımilerin, özellikle de Bâtınilerin(İsmaililerin) İslam âlemi için büyük bir tehlike teşkil ettiğini kavrayan Selçuklular Ehl-i sünnet mezhebini güçlendirmek lüzumunu da hissetmişti. Bu sebeple Sünni medreseler açma gereği duyulmuştu. Böylece Fatımilere karşı kazanılan askeri başarılardan sonra, onların Doğu İslam topraklarındaki uzantısı olan ve Selçuklular açısından büyük tehlike teşkil eden Bâtınilere karşı da bu şekilde başarı kazanılacaktır.

         Bu gayenin tahakkuku için Sultan Alp Arslan ve Nizamülmülk devletin yakın ve uzak hedeflerini belirlemişlerdir. Bu düşünceyi tahakkuk ettirmek için gerekli zeminin hazırlanması gerekiyordu. Sultan Alp Arslan, silaha silahla, fikre fikirle cevap verme zaruretini kavradığından dolayı, yıkıcı ve bölücü hareketlerle mücadele için medreseler açmak ve burada yetişen insanlarla mücadelesinin yürütmek istemiştir. Artık Sünni düşünceyi yayacak olacak çeşitli medreselerin ve dönemine göre üniveriste karakteri taşıyan Nizamiyelerin açılmaya başlandığı görülecektir.

Kaynakların naklettiği bilgilere göre Nizamiyelerin ilki, Alp Arslan’ın gördüğü gerek ve verdiği izin üzerine Nişabur’da inşa edilmiştir. Sultan Alp Arslan’dan gerekli izni alan Nizamülmülk, hemen faaliyete geçerek, hazineden harcadığı paralarla Nişabur’da ilk Nizamiye Medresesini bina ettirdi. İkinci olarak açılan Bağdat Nizamiye Medresesi için Dicle kıyısında yeterli arsa temin edildikten sonra,1063’te inşasın başlanmış ve iki senede bitirilmiştir.

          1066 senesi Eylül ayında Bağdat’ın ileri gelenleri ve halkın katılımıyla Bağdat Nizamiye Medresesi’nin açılışı gerçekleşti. Bu medresede ünlü Şafii alim Ebu İshak Şirazi’nin ders vermesi kararlaştırılmış olmasına rağmen, ortaya çıkan bir meseleden dolayı Ebu İshak açılışa katılmamıştı. Bunu üzerine devrin âlimlerindenİbnSabbağ’a müderrislik teklif edilmiş, O da bir takım garantiler aldıktan sonra bu teklifi kabul etmiştir. Böylece mesele çözüme kavuşmuş ve İbnSabbağ, Bağdat Nizamiyesi’nde ilk dersine başlamıştır. Fakat halkın tepkisi ve müderris atamaya yetkili kişinin Nizamülmülk olması sebebiyle İbnSabbağa bu görevden el çektirilerek, halifenin de ricacı olması üzerine Ebu İshak görevi kabul etmiş ve ömrünün sonuna kadar sürecek olan Nizamiyedeki dersine başlamıştır. Böylece Nizamiye Medreselerinin en meşhuru ve kendisinden ve en çok söz edilen Bağdat Nizamiyesi uzun yıllar boyu sürecek olan şerefli ilim hayatına başlamış oldu. Bu medrese, hilafet merkezinde olması, aynı zamanda meşhur müderrislerinin bir çoğunun burada ders vermiş olması daha büyük şöhrete kavuşmuştur.

yazının devamı için büyük selçuklularda eğitim nizamiye medreseleri


Büyük Selçuklularda Eğitim I

Büyük Selçuklularda eğitim bahsini açıklayacağımız serinin ilk makalesini yayzınlıyoruz serinin 2. ve 3. makalesini yazının sonunda bulabilirsiniz.

Büyük Selçuklularda Eğitim

   Selçuklular, kuruluşlarını tamamlayıp Sünni İslam âleminin liderliğini ele aldıkları zaman temsilcisi oldukları kesim için Hıristiyan Bizans ve Şii-Fatımiler olmak üzere iki tehlikenin belirdiğini görmüşlerdi. Bizans, dış tehlike olarak Sünni düşünceyi ve onun temsilcisi Abbasi halifeliğini tehdit eder hale gelmişti. Fatımiler, ordularıyla Mısır ve Suriye’ye hâkim olmuş, buraları Şiileştirmeye çalışmakla kalmamış, nüfuzları altında olmayan bölgelerde de kendi taraftarlarını desteklemek suretiyle Abbasi halifeliğinin otoritesini sarsmak, Sünniliği zaafa uğratmak yolunu takip etmişlerdi.

     Fatımi halifeleri, Abbasi halifeleriyle mücadele edebilmek için bir doktrin yaratarak, kendi hilafet iddialarını pekiştirmek ve bu iddia doğrultusunda mücadele edilen devletleri propaganda yoluyla zayıflatmak gibi bir gaye gütmekteydiler. Bu gaye ile Ezher Camii’ni yaptırarak burayı Şii kurmayların ve propaganda için kullanılan “Dailer”in yetiştirildiği bir üs haline getirdiler.

     Fatımilerle aynı akideyi paylaşan ve Bağdat merkezli Şii bir devlet kuran Büveyhiler, Fatımilerle ortak hareket ederek Sünnilik üzerinde baskı oluşturmaya başlamıştı. Bu gelişmelerin sonucunda Bağdat halifeliğiyle birlikte onun temsilcisi olduğu için, Şiilik karşısında yok olma tehlikesine maruz kalmıştı. Bu durumda Sünni doktrini ihya edecek ümit ışığı, doğudan gelecek olan Türklerden başkası gözükmüyordu. Nitekim Selçukluların Bağdat’a gelişiyle Sünnilik zafer kazanacak ve yok olmaktan kurtulduğu gibi yeniden canlanma dönemine de girecektir.

Alamut-Kalesi

Alamut-Kalesi

  Selçukluların Hemedan’ı zaptından sonra, Halife gizlice bir elçi göndererek (1052) Tuğrul Bey’i Bağdat’a davet etti. Tuğrul Bey de Halife’nin davetine icabet edeceğini ve Bağdat’a gelmek istediğini bildirdi. Neticede beklenen kurtarıcı Bağdat’a gelerek duruma el koydu.15 Aralık 1055’te Bağdat camilerinde okunan hutbelerde Tuğrul Bey’in adı zikredildi ve Büveyhiler Devleti de sona ermiş oldu.

Selçukluların Bağdat’a gelerek Sünni dünyanın liderliğini ele almalarından sonra, Fatımiler adına propaganda faaliyetleri duraksamaya uğratıldığı gibi gerileme sürecine de itilmiştir. Bu durumu bir türlü hazmedemeyen Fatımiler için, öncelikli hedef Selçuklular olmuştur. Artık propaganda gayretlerinin yanına yeni bir unsur daha ekleyerek Şiileştirme çalışmalarına devam etmişlerdir ki, bu unsur Batınilik faaliyetleridir.

Yazının devamı


WARNING! Your Flash Player may be out of date virüsü Çözümü

Güncelleme!!!  gelen yorumlara göre sorun hala çözülmemiş makaleyi tekrar düzenledik. konunun sonuna bakmayı ihmal etmeyin bu şekilde kesin kurtuluyorsunuz

 

WARNING! Your Flash Player may be out of date  virüsü

Son zamanlarda Türkiye’yi vuran sahte flash player virüsü tüm tarayıcıları kilitlemiş durumda Chrome Firefox ve opera dahil tüm tarayıcılar Flash player virüsünden etkilenmiş durumda.  Youtube facebbok  gibi sitelere girdiğinizde  sahte bir uyarı çıkıyor ve size flash playerinizin eski olduğunu güncellemeniz gerektiğini belirtiyor.  “WARNING! Your Flash Player may be out of date”  şeklinde bir yazı ile ekrana şöyle bir resim geliyor (ilk resim) . bu virüs Chrome tarayıcısını da çok etkiliyor yeni sekmeler açılmıyor. flash player yüklü olan tüm sitelere hata veriyor Facebook flash playeri güncellemenizi istiyor youtube  bla bla bla sürekli kutular çıkıp interneti çekilmez hale getiriyor. Bu makalemizde Sahte flash player virüsünden kurtulma yollarından çözüm önerilerinden bahsettik. Flash player virüsünü temizlemek istiyorsanız aşağıdaki adımları uygulamanızı tavsiye ediyoruz

WARNING! Your Flash Player may be out of date hatasi

WARNING! Your Flash Player may be out of date hatasi

WARNING! Your Flash Player may be out of date virusu

WARNING! Your Flash Player may be out of date virusu

Bu resimde gördüğünüz İnstall ya da remind me later tuşlarına tıkladığınızda  flash playeri güncelliyorum sanırken aslında daha güçlü bir trojan indiriyorsunuz. Trojanlar bilgisayarınıza yerleşip şifrelerinizi bilgilerinizi toplar sizi istemediğiniz sitelere yönlendirir. Trojanların yapılış amacı illegal yollardan para kazanmaktır.   Eğer Sahte Flash player virüsüne yakalndıysanız aşağıdaki adımları denemelisiniz.

1. aşama

Başlat> Denetim Masası > Program Ekle Kaldır kısmından bilmediğim tüm programları kaldır

2. aşama

Firefox’u açın üst kısımda yardıma tıklayın ardından sorun gidere tıklayın sağ üst köşeden firefoxu sıfırlaya tıklayın

Chrome’da  sağ üst köşeden ayarlar ardından uzantılar  tıklayın buradaki bilmediğiniz tüm uzantıları kaldırın hepsini kaldırsanız da bir şey olmaz

3. Aşama

Başlat>Çalıştır>regedit>Hkey Local Machine>google>Chrome>extensions klasöründkei asşkpdfodjndfn gibi uzantıları silin (bu kayıt defteridir herhangi bir terslik de sorumluluk kabul etmiyorum o nedenle dikkatli olmalısınız)

4. aşama

flash-Enhancer , SafeSaver , DP1815 , Video Player , Convert Files for Free , Plus-HD 1.3 , BetterSurf , Media Player 1.1 , PassShow , LyricsBuddy-1 , YutubeAdBlock 1.2 , Media Player 1.1 , Savings Bull , Feven Pro 1.1 , Websteroids , Savings Bull , HD-Plus 3.5, QuickShare, Lightspark, Surftastic, Software Version Updater, Media Viewer 1.1 gibi programcıklar varsa bunları silin bunların tamamı trojan programlarıdır.

5. aşama

İnternet Explorer’da üstte Araçlar’a ardından Seçenekler ve gelişmiş’e tıklayın en altta sıfırla düğmesine tıklayın

6. aşama

ADWcleaner programını indirin buradan doğrudan indirebilirsiniz.

tüm açık programları kapatın tara deyin ve bekleyin  ardından clean/temizle tuşuna basıp temizleyin bilgisayarı yeniden başlayacaktır.

7.aşama

Malwarebytes adlı programı indirin bu reklam yazılımlarını temizleyen etkili bir programdır Buradan indirebilirsiniz. ücretsizdir. Derin tarama yapın biraz uzun sürer olsun bekleyin başka işlerinize halledin ardından çıkan bulaşıkları temizleyin hepsini silecektir. eğer bunların içinde Flash player virüsü varsa o da yok olacaktır

malwarebytes

8. Aşama

hitman pro programını indirin bu da zararlı yazılım temizleme programıdır.

32 bit için buradan indir

64 bit için buradan indir

9. aşama

Bilmediğiniz videoları resimleri linkleri güncelleme uyarılarını açmayın “WARNING! Your Flash Player may be out of date  virüsü” Facebook ve youtube gibi yerlerden bulaşıyor. Bu virüs bulaştıktan sonra Facebook ve youtube hesaplarınız da etkilenebilir o nedenle flash player virüsü Facebook hesabınıza bulaşmışsa beğenilerinizi ve beğendiğiniz uygulamaları gözden geçirin. bu yazıyı kopyalayıp istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz. amacımız zaten insanların faydalanması link verirseniz süper olur vermezseniz de canınız sağolsun.

Geçmiş olsun

 Güncelleme!!!

Önemli Not: Bu sorunun tp-link markalı modemlerdeki güvenlik açığından kaynaklandığı düşünülüyor. bu soruna yakalananlar modemlerinin markasını yazabilir mi acaba feedback olsun okurlara

Arkadaşlar aldığımız bir çok yoruma göre yapılan tüm işlemlere rağmen sorun çözülmemiş! sorunu aslında bir virüs değil bir yönlendirici. Bu yönlendirici  wifi dağıtan bir noktaya bulaştıysa oradan internet alan tüm telefonlar ve bilgisayarlar bu sorundan etkileniyor.

192.168.1.1 Yazıp Modem Arayüzüne Gir

           Kısacası Modeminiz sizin müdahaleniz dışında  yönlendirme yapıyor.. Bu sorunu aşmak için Öncelikle modem arayüzüne girmeye çalışın… modem arayüzüne girimek için adres satırına 192.168.1.1 yazın bu ip bazı modemer için farklı olabilir ama genelde bu oluyor. buraya girdikten sonra sizden kullanıcı adı ve şifre isteyecek buraya gireceğiniz kullanıcı adı ve şifre ttnetin size verdiği şifre değil eğer daha önce değiştirmediyseniz varsayılan şifre olarak gireceksiniz. varsayılan şifreler genelde kullanıcı adı : admin şifre 1234  veya admin olarak karşınıza çıkar en kötü ihtimalle modemin altında yazması lazım yoksa modemin modeliyle birlikte nette araştırın… eğer bulup arayüze ulaştıysanız sizden kim bağlantı yapıyor onları bulun (her modeme göre farklı yerde listeleniyor bağlanan kişiler) oradan ipleriniz yönlenmişse değiştirin  ileri aşama mac adresi atamaktır. mac adresi atadığınızda sizinb elirlediğiniz pcler dışında kimse internetinizi yani modeminzi kullanamaz

Modem Resetleme

Arayüze giremediyseniz.  modeminizi resetleyin bunu yapmadan önce TTnetin size verdiği abc@ttnet.com ve şifre…. şeklinde kullanıcı adınızı ve şifrenizi bulun ardından  modemin arkasındaki reset deliğine iğne yardımıyla 5 saniye basılı tutun  artık modem resetlendi ardından varsayılan şifreyle modem arayüzüne girebilir ttnet şifrelerini yazıp internete bağlanabilirsiniz. Bundan sonraki kısımda da modem güvenliği konusunda bir araştırma yapıp modeminizi daha güvenli hale getirebilirsiniz. Saat çok geç biraz karışık ve hızlı yazdım ancak biraz netten anlayanlar rahatlıkla sorunu çözeceklerdir.  sorunlarınızı ve yorumlarınızı yazmayı unutmayın. Sevgiler

PÜF: Vaktim yok acil interneti sorunsuz kullanmam lazım diyorsanız dns ayalrınızı 4.2.2.3 – 4.2.2.2  olarak değiştirin bu sorunu çözmez ancak sorunu by pass etmiş olursunuz


İstanbulun Fethinin Nedenleri | Sonuçları | Fatih Sultan Mehmet

İstanbulun Fethinin Nedenleri  Sonuçları ve Fatih Sultan Mehmet

Bu makalemizde İstanbul’un alınmasıyla ilgili bilgiler bulacaksınız. İstanbul’un fethi ile ilgili yapılan hazırlıklar. Fatih’in vezirlerinin tavırları. Fetih için Bizans’ın yaptığı hazırlıklar, Osmanlıların yaptığı hazırlıklar ve Fatih’in istanbul’u Fethi ile ilgili tüm detaylar verilmeye çalışılmıştır. Bilgiler saygın bir kitaptan alınmış ve internetten derlenmiştir. Read the rest of this entry »


İskan Politikası Nedir

İSKANLARLA ANADOLUNUN TÜRK VATANI HALİNE                        GELMESİ

Eski Türk kültüründe yer alan hükümdarlık anlayışına göre bir devlet başkanının yerine getirmek zorunda olduğu bazı görevleri vardı ve bu görevler şunlardır;

  • 1.Devleti kurmak ve düzene sokmak.
  • 2.Türk töresini düzenlemek ve korumak.
  • 3.Halkı doyurup giydirmek , hiç kimseyi aç ve çıplak bırakmamak.
  • 4.Yeni alınan yerlere ‘‘kondurma ‘‘ yani ‘‘ iskan ‘‘ anlayış ve uygulamaları en eski devirlerden başlayarak Türk devlet ve hükümdarlarının önemli görevleri arasında yer almıştır. Yeni fetihlerle ülke topraklarını büyütmek Türkler için ne kadar büyük bir şeref sayılıyor idiyse alınan bu topraklara türk halkının iskan edilmesi de o ölçüde önemli bir hükümdarlık görevi olarak telakki ediliyordu. Bu nedenle Türk hükümdarı fetihten sonra o ülkeye kondurma işine başlıyorlardı. Bunun içinde yeni göçebe türk kitleleri fethedilen topraklara getiriliyor ve oraya yerleşmeleri sağlanıyordu. Bunun belli usul ve kaidelerı vardı.
iskan

iskan

Aşık paşa oğlu Tarihinde Osmanlıların Rumeli fetihlerinden ve gazi Süleyman paşanın Gelibolu civarındaki faaliyetlerinden söz edilirken şöyle bir pasaj yer almaktadır. Babası Orhan Gazi’ye haber gönderdi ki : Devletlü himmetinle Rumeli feth olunmaya başladı. Kafirleri gayet aciz oldu. Şimdi şöylece biline ki burada feth olunan hisarlara, memleketlere, mamur olmaları için Müslümanlardan çok adam gerek. Bundan dolayı feth olunan hisarlara koymak için yarar gazi oğullarından gönderiniz. Orhan Gazi de bu  sözü kabul edip gayet ferah oldu. Karasi iline göçer arap evleri gelmişti. Onları sürdüler. Rumeli’ye geçirdiler. Bir nice zaman Gelibolu bölgesinde oturdular. Aşık paşa oğlu ‘nun bu ifadeleri ‘kondurma’ yani iskan usulünün bütün türk tarihi boyunca devam ettiğini göstermektedir. Malazgirt’ten sonra, anadoluya giren türk ordularının peşinden gelen türk boylarının fethedilen yerlere yerleştirmeleri ve böylece anadolunun Türkleştirilmesi, İslamlaştırılması ve türk vatanı haline getirilmesi Osmanlı fetihlerinden sonra yine aynı anlayışla yeni türk kitlelerinin fethedilen topraklara iskan edilmeleri işte bu eski telakkinin devamında başka bir şey değildi.

Fethedilen yerlerde hakimiyetin sağlanması, ya o topraklarda askeri garnizonların kurulması ve tesirli bir denetimin sürdürülmesi veya fatihlerin kendileri ile aynı etnik kökene mensup unsurları o topraklara yerleştirmeleriyle mümkün olabilmektedir. Askeri denetim ne kadar güçlü olursa olsun birinci yol genellikle geçici olup kalıcı etkiler meydana getirememekte ve bu usülle ülkeler gerçek anlamda fethedilememektedir. Zira gerçek fetihler fiziki coğrafya kadar beşeri coğrafyada hakim olmakla gerçekleştirebilmektedir. Bu durum, fatihlerin ister istemez gerek fetihler sırasında gerek fetihlerden sonra belli bir iskan siyaseti takip etmeleri gereğini ortaya çıkarmaktadır.

Şüphesiz Anadolu tarih boyunca bir çok tehcir ve iskan faaliyetlerine sahne olmuştur. 11 ve 13. Yüzyıllar anadolusuna baktığımızda iki büyük devletin Bizanslılarla Selçukluların özellikle Selçukluların , sistematik bir tarzda bu topraklarda tehcir ve iskan faaliyetlerini sürdürdüklerini görüyoruz.

Bizanslılar Anadolu ‘daki hakimiyetlerini devam ettirmek , Selçuklular ise fethettikleri bu yeni topraklara hakim olmak, Türkleştirmek ve vatan haline getirmek için tehcir ve iskana başvuruyorlardı. Aynı durum daha sonra Osmanlılarda görülecek ve açılan geniş Rumeli topraklarına, anadoludan götürülen kalabalık kitleler iskan edileceklerdir. Bizzat Selçuklu sultanları tehcir ve iskan meselesi ile yakından ilgilenmiş, hatta çoğu zaman iskan faaliyetlerini yürütmek için özel memurlar görevlendirilmiştir. Mesela melik şah devrinde azerbeycan taraflarında fütühatta bulunan emir savtekin aynı zamanda bu bölgenin iskanı ile meşgul olmuştu. Yine melik şah zamanında ahlatın iskanı ile soğdak et-türki isminde biri memur edilmişti. Anadolu  Selçuklu devletinin kurucusu Süleyman şahta sultan melik şahın emri ile orta Anadolu bozkırlarına türk boylarını yerleştirmişti.

Büyük Selçuklu veziri nizamülmülk’ün özellikle fethedilen Anadolu topraklarında tatbik edilmek üzere geliştirdiği miri sistem ve askeri iktalar, Selçukluların iskan siyasetlerini daha kolaylıkla uygulayabilmelerine imkan vermişti. Çünkü Selçuklular fethedilen Anadolu topraklarını devlet mülkü haline getirince devletin göçebeleri bu topraklara yerleştirmesi kolaylaşmış tehcire tabi tutulan yerli gayrimüslim unsurun değişik bölgelere nakil ve iskanı belli bazı güçlükler dışında problem olmaktan çıkmıştı.

Selçukluların askeri iktalar kurmalarının nedeni devletin başlıca dayanak unsuru olan Türk boylarına mensup kitleleri yabancı sahalara yerleştirmek onlara toprak vermek ve gerektiğinde de askeri bir kuvvet olarak yararlanmak düşüncesiydi. Ayrıca bu sistem, Bizans devrinde Anadolu da oluşan toprak aristokrasisini yok ettiği gibi yeniden ortaya çıkmasına da neden olmuştu. Fakat asıl önemli olan devletin iskan politikasını kolaylıkla yürütmesine  imkan vermiş olması idi. Sultan 1. Mesut ‘un Konya ‘yı ele geçirince Konya ve kayseri arasındaki sahayı kışlak ve yaylak mıntıkalarına taksim ederek kısa zamanda göçebeleri bu topraklara yerleştirmesi 11.yy başlayan oğuz göçlerinin Anadolu ‘ya yığdığı kalabalık Türkmen gruplarının önemli sosyal huzursuzluklara meydan verilmeden bu topraklara iskan edilmeleri hep bu sistemle mümkün olabilmiş.

‘‘öte yandan miri sistemin verdiği kolaylıkla Selçuklular Anadolu ‘yu iskan ederken büyük ve kuvvetli aşiretleri muhtelif parçalara ayırarak birbirinden uzak sahalara sevk etmek suretiyle irsi reislerinin idaresi altındaki herhangi toplu ve kuvvetli etnik bir birliğin isyanı ihtimalleri de ortadan kaldırmak ve aşiret tesanüdünü kırarak milli bir teşekküle yol açmak ve böylece Selçuk sülalesinin menfaatini korumak  istemişlerdi . Çünkü Anadolu’nun daha ilk fethi zamanlarında reisleri maiyetinde bulunan, parçalanmamış keşif etnik vahdetlerin nasıl müşkilat çıkarabilecekleri tecrübe edilmişti. Bu gün Anadolu’nun birbirinden çok uzak yerlerinde oğuz Türklerinin Kınık, Afşar, Bayındır, Salur, bayat, Çepni vs. gibi büyük şüphelerinin isimlerinden herhangi birini taşıyan muhtelif köylere tesadüf edilmesi, Selçukluların bu parçalayarak iskan usüllerinin bir neticesidir. Bunun da başka amillerin tesiri olmakla beraber, en esaslı amil, Selçuk devletinin bu siyasetidir.

Selçuklu tehcir ve iskan siyasetinin temelini miri arazi sistemi ile, iskan edilecek kitlelerin parçalanarak anadolu’nun muhtelif bölgelerine dağıtılması meydana getirmektedir.

SELÇUKLULARIN İSKAN SİYASETİ

1.TEHCİR VE İSKANIN SEBEPLERİ:

Anadolu’nun Türkleşmesi, İslamlaşması ve türk vatanı haline gelmesine önemli ölçüde etki eden ve Selçuklular tarafından şuurlu ve sistemli bir şekilde uygulanan tehcir ve iskana hem Müslüman hem de anadolu’daki gayrimüslim unsur konu olmuştur. Tehcir ve iskana tabi tutulan Müslüman kitlelerin,ekseriya, Selçuklu sultanları ile aynı etnik kökene dayanan Oğuz Türkleri olduğu açıktır. Gayrimüslim kitleler ise Rumlar ve Ermenilerdir. Bizanslılar tarafından zaman zaman anadolu’ya iskan edildiğini bildiğimiz Müslüman olmayan Türklerin Selçuklular tarafında tehcir ve iskan edilip edilmediği konusunda ise kaynaklarda bir açıklık bulunmamaktadır. Tehcir ve iskana tabi tutulan hangi etnik kökene ve hangi dine mensup olurlarsa olsunlar devlet onları bazı sebeplere bağlı olarak tehcir ediliyor ve değişik amaçlarla anadolu’nun farklı bölgelerine yerleştiriyordu.

TEHCİR VE İSKANIN ÖNEMLİ SEBEPLERİ:

A.Siyasi-Askeri Sebepler

B.Ekonomik Sebepler

2.İSKAN MAHALLERİ

Fethedilen bütün Anadolu toprakları iskan mahalli olarak değerlendirilmiş ve bu toprakların her köşesine Türkler yerleştirilmiştir. 11.ve 13. Yy anadolu’ya gelen Türkler veya diğer Müslüman unsurlar, muhtelif sosyal sınıflardan meydana gelmekte idi. Çoğu göçebe olan bu kitleler arasında ziraatle uğraşan köylüle, şehirli esnaf ve tüccar grubu, ulema ve dervişler, bürokratlar da vardı. Şüphesiz bu sosyal grupların iskanın tesadüflere bırakılması doğru değildi. Açılan topraklarda kendilerine uygun sahalar bulunması ve oralara yerleştirilmeleri gerekiyordu. Böyle bir iskan anlayışı hem sosyal bütünlüğünün sağlanması hem de ekonomik verimliliğinin arttırılması bakımından oldukça önemli idi.

TEMEL İSKAN SAHALARI:

A. Köyler ve Uçlar

  1. Şehirler

Sonuç olarak anadolu’nun Türkleşmesi, İslamlaşması ve bir türk vatanı haline gelmesinde Selçuklu sultanların ısrarı sayesinde iskan politikasının tesiri büyük olmuştur.  İskan uygulamaları ile anadolu ‘nun hem etnik, ekonomik ve kültürel yapısında hem sosyal hayatında büyük bir değişiklikler ortaya

 çıkmıştır. Ülkenin hemen her yerinde yapılan cami,medrese,tekke,darüşşifa ve imaretler, kurulan vakıflar siyasi hakimiyetle birlikte kültürel hakimiyetin sağlamasını mümkün kılmıştır. Kısaca ‘‘ Anatolia ‘‘ Türkleşmiş, İslamlaşmış ve kısa zamanda Türk vatanı ‘‘Anadolu ‘‘ haline gelmiştir.


Fetret Devri Nedir Sonuçları Nedenleri Çelebi Mehmet

FETRET DEVRİ(1402-1413)

Yıldırım Bâyezid’in Süleyman, İsa, Ertuğrul,Mehmed,Mustafa,Musa ve Kasım isminde 7 oğlu vardı. Bunlardan Ertuğrul Çelebi,Kadı Burhaneddin ile yapılan bir savaşta ölmüş,geriye 6 şehzade kalmıştı.YıldırımBeyazid’in Timur ile yaptığı Ankara Savaşı’ında,bu şehzadeler de babalarının yanında bulunuyorlardı.Ancak çok küçük yaşta olan Kasım Bursa’da bırakılmıştı.

Ankara Savaşı’nın kaybedildiğini gören büyük şehzade Emir Süleyman,yanında bulunan Veziriazam Çandarlızade Ali Paşa,Subaşı Eyne Bey ve yeniçeri ağası Hasan Ağa ile beraber önce Bursa’ya,oradan da İstanbul üzerinden Edirne’ye kaçtı.Çelebi giderek buralara hakim oldu.İsa çelebi Balıkesir taraflarına çekilmişti.Mustafa ve Musa Çelebiler ise babaları ile beraber Timur’a esir düşmüşlerdi.Ankara Savaşı’ndan sonra 8 ay kadar Anadolu’da dolaşan Timur Beyazid’in ölümünü müteakip Semerkand’a dönerken,yanında bulunan Musa Çelebi’yi de serbest bırakarak babasının ülkesinde hükümdar olmasını söyledi.Böylece,Osmanlı Devleti’ni parçalamak isteyen  Timur,Ankara Savaşı’nı kazandıktan  sonra Anadolu beyliklerine ait toprakları eski sahiplerine verdiği gibi,geri kalan yerleri Beyazid’in oğulları arasında paylaştırmıştı.

yildirim bayezit

yildirim bayezit

Çok geçmeden bu şehzadeler,Osmanlı Devleti’nin başşehri Bursa’ya gelen Süleyman Çelebi devlet hazinesi Edirne’ye götürerek burasını devletin merkezi yapmak istedi.Süleyman Çelebi bu üstünlüğünü başlangıçta İsa ve Mehmed Çelebi de tanınmaktaydılar.Ancak devletin asıl merkezi olan Bursa’ya,bütün kardeşlerin hakim olup,Osmanlı tahtını ele geçirmek istemeleri,aralarında iktidar mücadelelerinin başlamasına sebep oldu.Beyazid’in ölümünden sonra,Timur tarafından Bursa’ya gönderilen Musa Çelebi,buradaki kardeşi İsa Çelebi’yi yenilgiye uğratarak Bursa’ya hakim oldu.Daha sonra Çelebi Menmed,Bursa’ya hakim olmak istedi ancak, Timur’un Musa Çelebi’yi desteklemesi üzerine bundan vazgeçti. Nihayet Timur’un Anadolu’dan ayrılmasından sonra kardeşler arasındaki mücadeleler daha da arttı.Bu arada İsa Çelebi Bursa’ya yeniden hakim oldu. İşte Ankara Savaşı’ndan sonra,başlayan ve her biri saltanatta hak iddia eden şehzadeler arasındaki bu mücadeleler Çelebi Mehmed’in tek başına hükümdar olduğu 1413 yılına kadar devam etti.Böylece Osmanlı tarihi için bir buhran  dönemi olan “Fetret (Karışıklık)Devri”başlamış oldu.

Emir Süleyman’ın Hükümdarlığını İlan Etmesi

     Ankara Savaşı’nın kaybedildiğini gören büyük şehzâde Emir Süleyman yanında bulunan Veziriazam Çandarlızâde Ali Paşa, Subaşı Eyne Bey, yeniçeri ağası Hasan Ağa ce diğer bazı devlet büyükleri olduğu halde savaş alanını terk etmiş ve Bursa’ya gelmişti. Emir Süleyman, Timur’un kendisini takip edeceğini düşündüğü için Bursa’da fazla kalmadan, küçük kardeşi Kasım Çelebi ile kız kardeşi Fatma Sultan’ı, ailesini ve devlet hazinesini alarak Rumeli’ye geçmek üzere Gemlik’e hareket etti.Nitekim Timur, torunu Mirza Mehmed emrine 30.000 asker vererek Süleyman’ı takip etmesini istemişti. Ancak Gemlik’e kadar gelen Mirza Mehmed, Süleyman Çelebi’yi yakalayamadı. Timur’un ordusu bu harekât sırasında Bursa’ya gelerek Süleyman’ın kaçıramamış olduğu Osmanlı hazinesini yağmaladılar, devlet arşivlerini ve evleri ateşe verdiler. Bu arada Bâyezid’in eşi ve iki kız da esir alınarak götürüldü.

Gemlil’ten tam zamanında ayrılan Emir Süleyman, deniz yoluyla önce Darıca’ya, daha sonra da babasomom İstanbul Boğazı’nda yaptırmış olduğu Güzelcehisar’a(Anadolu Hisarı’na) geldi. Ankara Savaşı’ndan önce yardım aramak üzere Avrupa’ya gitmiş olan İmparator Manuel, Bâyezid’in esaretini haber alır almaz, derhal İstanbul’a dönmüştü. Manuel, ilk iş olarak, İstanbul’da kurmuş olduğu Türk mahallesindeki ahaliye şehirden uzaklaştırdığı gibi, burada yaptırmış olduğu camiyi de yıktırdı.

     Emir Süleyman Güzelcehisar’da bir müddet kaldıktan sonra İmparator Manuel ile anlaşarak Gelibolu’ya geçti. Burada İmparator’la Gelibolu Antlaşması’nı imzaladı(Şubat 1403). Bu antlaşmaya göre Süleyman Çelebi Kartal, Pendik ve Gebze ile bazı adaları, Misivri’ye kadar olan Karadeniz sahillerini, Rumeli’de Selânik ve Teselya’yı Bizanslılara terk ediyordu. Buna karşılık Süleyman Çelebi Edirne’de hükümdar olacak ve İmparator tarafından tanınacaktı. Ayrıca Bizans’ın o zamana kadar Osmanlılar’a vermekte olduğu vergi de kaldırıldı. Bu antlaşmadan sonra küçük kardeşi Kasım Çelebi ile kız kardeşi Fatma Sultan’ı İstanbul’da rehine olarak bırakan Süleyman Çelebi Gelibolu’dan Edirne’ye geçerek hükümdarlığını ilan etti (1403). Kardeşlerine karşı daha güçlü duruma gelmek isteyen Emir Süleyman bazı ticari imtiyazlar vermek suretiyle Venedik ve Cenevizlilerle de anlaştı (Haziran 1403). Antlaşmaya göre bu İtalyan cumhuriyetleri, Timur’un Rumeli’ye geçmesine mani olacaklardı. Öte taraftan Timur ise Emir Süleyman’ı elinden kaçırdığına üzgündü. Ancak Osmanlılar’ın asıl kuvvetlerinin Rumeli’de olduğunu bildiği için onu takip ederek Avrupa kıtasına geçmedi. Hatta bir müddet sonra Emir Süleyman’a töre ve hil’at göndererek kendisine tabi olması şartı ile onu Avrupa’daki Osmanlı topraklarının hükümdarı ilan etti.

Kardeşler Arasında Hakimiyet Mücadelelerinin Başlaması

Süleyman Çelebi, Bizans İmparatorluğunun desteğiyle Edirne’de hükümdarlığını ilan ettiği sırada Anadolu’da İsa Çelebi ile Musa Çelebi Bursa’ya hakim olmak için mücadele ediyorlardı. Ankara Savaşı’ndan sonra Balıkesir taraflarına giden İsa Çelebi, Timur’un İzmir’de bulunduğu sırada Bursa’ya gelerek burasını ele geçirmişti(Şubat 1403). İsa Çelebi Bursa’ya hakim olduktan sonra, Timur’un üzerine gelmemesi için ona bir elçi göndererek tâbiiyetini arz etti. Anadolu’da bir süre daha dolaşan Timur, Semerkand’a dönerken, babasının nâşını götürmek üzere Musa Çelebi’yi serbest bırakarak Bursa’ya gönderdi. Babasının nâşını Germiyanoğlu Yakub Çelebi’ye bırakıp Bursa yakınlarına gelen Musa Çelebi, şehri ele geçirmiş olan İsa Çelebi ile mücadeleye girişti. Böylece kardeşler arasındaki ilk mücadele Bursa’nın ele geçirilmesi yüzünden başladı. Nihayet, Timur’dan da destek alan Musa Çelebi, kardeşini mağlup ederek Bursa’ya hakim oldu. Ancak Timur’un Anadolu’yu terk etmesinden sonra kuvvetlenen İsa Çelebi tekrar Bursa üzerine gelerek Musa Çelebi’yi yendi ve payitahta hakim oldu. Musa Çelebi ise önce Kütahya’ya daha sonra da Karamanoğlu Mehmet Bey’in yanına gitti.

Çelebi Mehmed ile İsa Çelebi Mücadelesi

     Ankara Savaşı’nda ihtiyat kuvvetlerinin başında bulunan Çelebi Mehmed, savaşın kaybedildiğini  görünce ağabeyleri Süleyman ve İsa Çelebi’ler gibi savaş alanını terk etmişti. Yanında bulunan 1.000 kadar askeriyle birlikte, daha önce sancak beyi olduğu Amasya’ya gitmek istiyordu. Ancak yolda CandaroğluYakub Bey ona mâni olmak istedi. Yakub’u mağlup eden Çelebi Mehmed Amasya üzerine yürüdü.

     O sırda Timur’un Amasya’ya tayin etmiş olduğu Kara Devletşah’ın askerleri, yağma ve çapulculuklarıyla halkı bezdirmişlerdi. Ani bir baskın yapan Mehmed Çelebi, halkın da yardımı ile şehre girmeye muvaffak oldu ve Kara Devletşah’ı öldürdü.

     Şehzâde Mehmed, eski sancağına sahip olduktan sonra Canik, Tokat, Niksar ve Sivas’daki yerli beylerle mücadele ederek bütün bu bölgeleri hakim oldu. Daha sonra esir bulunan babasını kurtarmak için Kütahya’ya fedaîler gönderdi gönderdi ise de başarılı olamadı. Bu arada Bâyazid’i kurtarmak için başka teşebbüslere girildiği öğrenilmiş, Timur’un esirleri arasında bulunan Rumeli Beylerbeyi Hoca FiruzBey, bu işlerde parmağı olduğu gerekçesiyle idam edilmişti.

     Buna rağmen Çelebi Mehmed, Timur’dan çekiniyor ve onu fazla kızdırmamaya çalışıyordu. Bu amaçla hocası sofu Bâyezid’i Timur’un yanına göndererek ona bağlılığını arz etti. Timur bu elçiyi kabul ederek hükümdarlık ve menşur alâmetleriyle geri gönderdi. Böylece Ankara Savaşı’ndan sonra Süleyman Çelebi Edirne’de, İsa Çelebi Balıkesir ve Bursa’da, Musa Çelebi İsa’yı mağlup ettikten sonra kısa bir süre Bursa’da ve Mehmed Çelebi de Amasya’da Timur’a tabi olarak hükümdar olmuşlardı. Timur, bütün şehzâdeleri hükümdar olarak tanımakla, Osmanlı Devleti’ni parçalama amacına ulaşmış, devletin toparlanmasını 10 yıl kadar geciktirmiştir.

     Çelebi Mehmed, Musa Çelebi’nin Bursa’da bulunduğu sırda buraya hakim olmak istemişse de, Timur’dan çekindiği için Amasya’da sessizce oturmayı tercih etmişti. Anacak Timur’un Anadolu’dan ayrılmasından sonra Bursa’yı ele geçiren İsa Çelebi’ye haber göndererek Anadolu’yu aralarında paylaşmayı teklif etti. İsa Çelebi bu teklifi kabul etmeyince iki kardeş Ulubat civarında karşı karşıya geldiler. Yapılan savaşta Çelebi Mehmed ağabeyi İsa Çelebi’yi yenilgiye uğrattı(1404). Bunun üzerine İsa Çelebi önce Yalova’ya, oradan da İstanbul’a kaçtı. Savaşı müteakip Bursa’ya giren Çelebi Mehmed burada hükümdarlığını ilan etti.

     Çelebi Mehmed Osmanlı payitahtına sahip olur olmaz, Germiyanoğlu Yakub Bey’e haber göndererek, babasının tabutuyla birlikte kardeşi Musa Çelebi’nin Bursa’ya gönderilmesini istedi. Yakub Bey, Mehmed Çelebi’nin bu isteğini kabul ederek Yıldırım Bâyezid’innâşını Musa Çelebi ile birlikte Bursa’ya gönderdi. Çelebi Mehmed, babasının nâşını, Yıldırım Camii’nin yanında yaptırdığı türbeye defnetti(1406).

     Bu arada Bizans İmparatoru Manuel’in yanına gitmiş olan İsa Çelebi, Emir Süleyman’ın isteği üzerine Edirne’ye gönderildi. Emir Süleyman kendisine rakip gördüğü Çelebi Mehmed’e karşı İsa Çelebi’yi destekleyerek onu Bursa’yı almak üzere kuvvetli bir ordunun başında tekrar Anadolu’ya gönderdi. İsa Çelebi Gelibolu’dan Anadolu’ya geçerek önce Karesi vilayetini işgal etti. Daha sonra Beypazarı’na kadar ilerleyerek burada Karamanoğlu ile çarpıştıktan sonra Mehmed Çelebinin bulunmadığı bir sırada Bursa’ya geldi. İsa Çelebi, Çelebi Mehmed ile anlaştığını söyleyerek hileyle şehri ele geçirmek istediyse de, buna inanmayan şehir halkı kaleye kapanarak savunmaya geçti.

Bunu üzerine İsa Çelebi şehri yaktı. Durumu haber alan Çelebi Mehmed süratle Bursa’ya geldi. Kardeşler arasında yapılan mücadelede İsa Çelebi yenilerek Candaroğlu İsfendiyar Bey’in yanına kaçtı. İsa Çelebi burada rahat durmayarak bu kez Candaroğlu ile beraber Ankara’yı almak için harekete geçti. Çelebi Mehmed ile İsa Çelebi kuvvetleri Gerede yakınlarında üçüncü kez karşılaştılar. Burada da yenilgiye uğrayan İsa Çelebi, İsfendiyar Bey ile birlikte Kastamonu’ya kaçtı.

     Kardeşi Çelebi Mehmed ile mücadelesine devam eden İsa Çelebi, yanındaki çok az bir kuvvetle Bursa yakınlarından Mihaliç’e(Karacabey) geçti. Mehmed Çelebi’nin, üzerine kalabalık bir kuvvet gönderdiğini öğrenince Batı Anadolu’ya çekilip Aydınoğlu Cüneyd Bey’in yanına gitti. İsa Çelebi burada Saruhan, Menteşe ve Aydın beyleri ile irtibat kurarak aldığı yardımcı kuvvetlerle bir kez daha Mehmed Çelebi ile karşılaştı. Ancak yine başarılı olamadı. Gün geçtikçe güçlenen Çelebi Mehmed, İsa Çelebi’ye yardım etmiş bu beylikler üzerindeki baskısını arttırınca Cüneyd Bey, Çelebi Mehmed’in yanına gelerek affedilmesini istedi ve kendisine sadık kalacağı hususunda güvence verdi. Çelebi Mehmed daha sonra Saruhanoğlu Hızırşah üzerine ani bir baskın yaptırarak onu yakalattı. Hızırşah yalvarıp yakarmasına rağmen öldürüldü. Bunu üzerine İsa Çelebi Kahramanoğlu’nun yanına kaçtı ve oradan aldığı kuvvetlerle Osmanlı topraklarına girdi. Ancak Eskişehir’e geldiği sıralarda Çelebi Mehmed’in adamları tarafından yakalanarak boğduruldu (1406). Cesedi Bursa’ya getirilerek babasının türbesine defnedildi.

Çelebi Mehmed ile Emir Süleyman’ın Mücadelesi

     İsa Çelebi’nin ortadan kaldırılmasından sonra Anadolu’nun büyük bir kısmına sahip olan Çelebi Mehmed Emir Süleyman ile mücadeleye hazırlanmaya başladı. Öte taraftan Edirne’de bulunan Emir Süleyman da Çelebi Mehmed’in Anadolu’daki faaliyetlerini yakından takip ediyordu. Nitekim İsa Çelebi’nin yenilerek öldürüldüğünü duyunca, Çandarlızâde Ali Paşa ile birlikte kalabalık bir kuvvetle Anadolu’ya geçti ve Bursa’yı aldı. Çelebi Mehmed, ağabeyine karşı koyamayarak Amasya’ya çekildi. Emir Süleyman Ankara’ya kadar gelerek burayı da ele geçirdikten sonra daha fazla ilerlemeyerek Bursa’ya döndü.

     Amasya’ya çekilmek zorunda kalan Çelebi Mehmed, mücadeleden vazgeçmedi. Burada hazırlıklarını tamamlayıp, kuvvetlerini arttırdıktan sonra Bursa’yı ele geçirmek üzere hareket etti. Emir Süleyman, Çelebi Mehmed’in kalabalık bir ordu ile üzerini geldiğini duyunca telâşa kapılarak Rumeli’ye geçmek istedi. Ancak yanında bulunan Veziriazam Çandarlızâde Ali Paşa, “saltanat dâvasında bulunanların metin olmalarını ve kaçmamalarını, askerlerin mâneviyâtını bozmamalarını” söyleyerek onu direnmeye zorladı. Bunun üzerine kuvvetlerini toplayan Emir Süleyman Yenişehir’e giderek Çelebi Mehmed’i beklemeye başladı. Çok geçmeden Çelebi Mehmed ile Emir Süleyman kuvvetleri karşı karşıya geldiler, ancak, bu karşılaşmada çarpışma olmadı. Çünkü Veziriazam Ali Paşa, Çelebi Mehmed’e bir mektup göndererek, “kendi saflarındaki beylerin Emir Süleyman tarafına geçeceklerini” bildirdi. Çelebi Mehmed, Ali Paşa’nın Ankara kalesini de böyle uydurma bir mektupla ele geçirdiği için Veziriazamın bu mektubuna pek aldırış etmedi. Fakat bu sırada kendi ordusunda bulunan Şarabdar İlyas’ın Süleyman Çelebi’nin tarafına geçmesi ile bu mektubun doğru olabileceğini düşünerek savaşa girmeden Amasya’ya geri döndü. Bu sırada Sivrihisar halkı Emir Süleyman’a müracaat ederek, Timur’un Karamanoğullarına vermiş olduğu kaleyi kendisine teslim edeceklerini bildirirler. Emir Süleyman bu fırsattan istifade ile Sivrihisar üzerine hareket etti. Ancak Karamanlı muhafızlar tarafından korunan kale teslim edilmeyince kuşatmaya başladı.

Daha sonra Evrenos Bey emrindeki bir kısım kuvvetlerini Karaman topraklarına akınlarda bulunmak üzere gönderdi. Bu akınlar sırasında Aksaray’a kadar olan Kahraman toprakları tahrip edildi. Karamanoğlu Mehmed Bey, Emir Süleyman’ın bu akınlarına karşı koyamayınca Çelebi Mehmed ile anlaşmaya karar verdi. O sırada Kırşehir yakınlarındaki Cemele kalesinde bulunan Çelebi Mehmed’in yanına giderek emir Süleyman’a karşı onunla ittifak yaptı. İki taraf arasında yapılan antlaşmaya göre, Karamanoğlu’nun yanında bulunan Musa Çelebi, kardeşi Çelebi Mehmed’e sadık kalmak şartı ile Rumeli’ye geçirilerek orada faaliyetlerde bulunacak ve böylece Emir Süleyman Rumeli’ye geçmek zorunda kalacaktı.

     Çelebi Mehmed, bu plânını uygulayabilmek için Sinop’ta bulunan Candaroğlu İsfendiyar Bey ile de anlaşma yaptı. Ayrıca Eflâk prensi Mirçe ile de haberleşen Çelebi Mehmed, Musa Çelebi’ye bir miktar kuvvet vererek onu Sinop’a gönderdi. Sinop’ta İsfendiyar Bey’in yardımını alan Musa Çelebi gemilerle Eflâk’a gönderildi. Burada bir süre kaldı ve Eflâk prensi Mirçe’nin kızıyla elendikten sonra Balkanlara inerek kendisine taraftar toplamaya başladı(1409). Süleyman Çelebi, Musa Çelebi’nin Rumeli’ye geçtiğini haber alır almaz telâşa düşerek derhal Gelibolu üzerinden Edirne’ye geldi. Böylece Çelebi Mehmed, Anadolu’da yalnız kalmak için hazırlamış olduğu bu plânında başarılı oldu. Süleyman Çelebi’nin Rumeli’ye geçmesinden sonra Ankara ve Bursa’ya yeniden hakim olarak Anadolu’daki hükümdarlığını sürdürdü.

emir suleyman celebinin parasi

emir suleyman celebinin parasi

Emir Süleyman ile Musa Çelebi’nin Mücadelesi

     Çelebi Mehmed’in Rumeli’ye göndermiş olduğu Musa Çelebi Eflak voyvodası Mirçe ve Sırplardan yardım alarak Rumeli’de durumunu güçlendirdi. Bunu haber alan Emir Süleyman Bizans İmparatoru’ndan da yardım aldıktan sonra Musa Çelebi’ye karşı harekâta girişti. İki kardeş arasında, Çatalca yakınlarında veya Haliç’in Hasköy mevkiinde yapılan savaşta, Emir Süleyman’ın kuvvetleri galip geldi. Yanında bulunan Sırpların, Emir Süleyman tarafından geçmesi üzerine yenileceğini anlayan Musa Çelebi Eflak’a kaçtı.(15 Haziran 1410). Emir Süleyman, onu takip etmeyerek zaferin verdiği sevinçle eğlence âlemine başladı. Ancak bu hatası onun hayatına mal oldu. Kuvvetlerini toparlayan Musa Çelebi, bir süre sonra yeniden faaliyetlere başladı. Rumeli neyleri ile akıncı beylerinden Mihaloğlu Mehmet Bey’i kendi saflarına almayı başaran Musa Çelebi, kendisine ihanet etmiş olan Sırp kuvvetlerini cezalandırdıktan sonra, kardeşi üzerine hareket etti. Öte yandan Emir Süleyman’ın kuvvetleri ise her geçen gün daha da azalıyordu. Süleyman’ın durumu, bütün devlet işlerini yöneten Veziriazam Çandarlızâde  Ali Paşa’nın ölümünden (1406) sonra zayıflamaya başlamıştı. Nitekim Musa Çelebi üzerine gönderdiği bir kısım kuvvetleri Sofya yakınlarında bozguna uğrattı. Musa Çelebi bu başarıdan sonra Edirne üzerine hareket etti. O sırada bir hamamda eğlenmekte olan Emir Süleyman, Musa Çelebi’nin Edirne yakınlarına geldiğini haber veren tecrübeli akıncı beyi Evrenos Bey’e inanmadı, hatta ona hakaret bile etti. Ayrıca Musa ‘nın şehri sardığını belirten yeniçeri ağasına da inanmayarak sakalını kestirdi. Bu hareketleri ordu ileri gelenlerinin kendisini yalnız bırakmasına sebep oldu. Emir Süleyman, Musa Çelebi’nin şehri kuşatmış olduğunu gördüğünde yanında fazla kimse kalmamıştı. Gece karanlık bastırınca emirlerinden Karaca Bey ve Kara Mukbil Bey ile birlikte İstanbul yönüne kaçmaya başladı. Düğüncüler (Düğüncüili) Köyüne geldiği sırada kendisini takip eden Musa Çelebi’nin adamları tarafından yakalanarak boğduruldu (18 Mayıs 1410). Bir başka rivayete göre ise, kendisini tanımayan köylüler tarafından öldürülmüş ve daha sonra gelen Musa Çelebi’nin adamlarına teslim edilmiştir. Yine bu rivayete göre ağabeyinin ölümüne çok üzülen Musa Çelebi, onun ölümüne sebep olan bu köy halkını idam ettirmiş ve köyü de yaktırmıştır.

     Emir Süleyman’ın cesedi Bursa’ya gönderilerek büyük babası I.Murad’ın türbesinin yanına defnedildi. Şair tabiatlı ve ince ruhlu bir insan olan Süleyman Çelebi âlim ve sanatkârları himaye ederdi. Zamanın meşhur şairlerinden Ahmedî, AhmedDaî ve Mevlid yazarı Süleyman Çelebi’yi himaye etmiş, Edirne Sarayı’nı âlim, şair ve sanatkârla doldurmuştu. Bunun yanında sefahate, zevk ve eğlenceye düşkün olan Emir Süleyman Çelebi, Çandarlızâde Ali Paşa gibi akıllı ve tecrübeli bir Veziriazamı olmasına rağmen devleti bir idare altında toplamayı başaramamıştır.

Musa Çelebi’nin Rumeli’de Hükümdar Olması

     Musa Çelebi, Emir Süleyman Çelebi’nin öldürülmesinden sonra Edirne’ye girdi. Çelebi Mehmed ile Rumeli’ye geçmeden önce yapmış olduğu anlaşmaya uymayarak burada kendi adına para bastırdı ve hükümdarlığını ilan etti (17 Şubat 1411). Anadolu’da İsa Çelebi’nin ve Rumeli’de de Süleyman Çelebi’nin ortadan kaldırılması ile mücadele sahnesinde yalnızca Çelebi Mehmed ile Musa Çelebi kaldı. Çelebi Mehmed Anadolu’ya hakim olurken Musa Çelebi de Edirne’yi ele geçirdikten sonra Rumeli ordusu be akıncı beylerin kendisine katılmasıyla bir anda kudret kazandı. Bununla beraber Musa Çelebi, kardeşi Çelebi Mehmed’in Anadolu’daki kuvvetli durumunu bildiği için hemen onunla mücadeleye girişmedi. İlk iş olarak kardeşi Süleyman Çelebi’nin adamlarını görevden aldı. Emir Şah Melik’i vezirliğe, MihaloğluMehmed Bey’i beylerbeyliğe, ünlü fıkıh âlimi Şeyh Bedreddin’i de kazaskerliğe getirdi. Musa Çelebi bu idari düzenlemeleri yaptıktan sonra, kendisine karşı Emir Süleyman’a yardım etmiş olan Sırp krallığı üzerine yürüyerek Novoberda’yı aldığı gibi, Vidin’de isyan eden Bulgar prensini de etkisiz hale getirdi. Daha sonra Venedikliler’den kendisini tebrik için gelen elçiyi kabul ederek, bu cumhuriyet ile Süleyman Çelebi zamanında yapılmış olan antlaşmayı yeniledi. Buna mukabil Bizans’a karşı cephe alarak, kendi hakimiyetini tanımayan Hıristiyanlar ile mücadeleye girişti.

     Musa Çelebi, Emir Süleyman’ı desteklemiş olan Bizans İmparatoru’ndan intikam almak istiyordu. Ayrıca Haçlı seferlerinde olduğu gibi, Timur olayında da Bizans İmparatoru’nun rolü olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple kardeşi Süleyman Çelebi’nin Rumeli’ye geçerken Bizanslılara bırakmış olduğu Karadeniz kıyısındaki şehirleri ve Tesalya’yı geri aldı. Babası gibi akından akına koşan Musa Çelebi, Ankara savaşından sonra Avrupa’da elden çıkmış olan kaleleri ele geçirdikten sonra Selanik şehrine de muhasaraya başladı.

     Musa Çelebi bu sırada, Çandarlızâde İbrahim Paşa’yı, Manuel’in Bâyezid zamanına vermeyi kabul ettiği, ancak Ankara Savaşı’ndan sonra göndermediği vergileri istemek üzere İstanbul’a gönderdi. Bir yandan da Bizans’a karşı harekete geçti. İstanbul’a gelen İbrahim Paşa, Manuel’le görüştükten sonra Musa Çelebi’ye karşı cephe alarak burada kaldı. Daha sonra da Çelebi Mehmed’in yanına gitmek üzere onunla temas etmeye başladı. Öte yandan İmparator Manuel de, Musa Çelebi’ye karşı, İbrahim Paşa’nın tahriki üzerine Mehmed Çelebi ile anlaşma yaparak, Süleyman Çelebi’nin rehine olarak İstanbul’da bulunan oğlu Orhan’ı Selânik’ten Rumeli’ye çıktığını gören Musa Çelebi derhal yeğeni üzerine yürüyerek onu Selânik’e kaçmaya mecbur etti. Daha sonra da Serez üzerinden Tesalya’ya girdi ve IoannesPaleologos’un oğlu Manuel’in idare ettiği Bizans donanmasının Osmanlı donanmasını Yassıda civarında mağlup etmesine rağmen Silivri’ye geldi (1411).

İstanbul Muhasarası

Musa Çelebi buradan İstanbul üzerine yürüyerek şehri şiddetle muhasara etmeye başladı. Osmanlı şehzâdeleri arasındaki saltanat mücadelelerinden daima istifade etmeyi düşünen İmparator Manuel, bu sefer Çelebi Mehmed’i Rumeli’ye geçirerek Musa Çelebi’nin kuşatmasını kaldırmasını sağladı.Nitekim, yanında bulunan Çandarlızâdeİbrahim Paşa’nın da teşviki ile Çelebi Mehmed’e haber göndererek İstanbul’a gelmesini istedi. Çelebi Mehmed de Gebze kadısı Fazlullah’ı Manuel’e göndererek onunla bir anlaşma yaptı. Buna göre Çelebi Mehmed İstanbul üzerinden Rumeli’ye geçecek ve kardeşi ile mücadele edecek, şayet yenilgiye uğrarsa İstanbul’a kabul edilecekti. Bunun yanında eğer Musa Çelebi’yi yenerse, onun Bizanslılardan almış olduğu yerleri geri verecekti.

     Çelebi Mehmed, İmparator Manuel ile yapılan bu antlaşmanın ardından Bizans gemileriyle boğazı geçtikten sonra İmparator’un yanında 4 gün kaldı. Öte taraftan Musa Çelebi, İmparator’un Çelebi Mehmed ile anlaştığını haber alır almaz muhasarayı kaldırmış ve Edirne’ye çekilmişti. Bunun üzerine Çelebi Mehmed İstanbul’dan ayrılarak kardeşinin peşini takip etmeye başladı. İki kardeş arasında Çatalca civarındaki İnceğiz mevkiinde yapılan savaşı Musa Çelebi kazandı (Ekim 1412). Yanında çok az bir kuvvet kalmış olan Çelebi Mehmed yaralı olduğu halde İstanbul’a kaçmayı başardı ve oradan Bizans gemileriyle Anadolu’ya geçti. Çelebi Mehmed, ertesi yıl tekrar Rumeli’ye geçtiyse de, İstanbul yakınlarında bir kez daha yenilgiye uğrayarak Bursa’ya döndü.

     Musa Çelebi bu başarılarına rağmen çevresine ve devlet adamlarına çok sert davranmakta bu sebeple Rumeli beyleri kendisinden yüz çevirmekteydiler. Veziriazam Çandarlızâdeİbrahim Paşa’dan sonra Evrenos Gazi, Mihaloğlu Yahşi, Budak ve Sinan beyler ve daha başka Rumeli beyleri de Çelebi Mehmed’in tarafına geçmişlerdi. Bu beyler arasında, Rumeli’nin ilk fethinden beri burada bulunmuş olup tecrübe ve kahraman bir akıncı beyi olan Evrenos Bey’in Çelebi Mehmed tarafını tutması şehzâdeler arasındaki dengenin Çelebi Mehmed lehine değişmesine sebep oldu.

Osmanlı kaynaklarından geçen bir rivayete göre Musa Çelebi, Vardar Yenicesi ve Karaferye

celebi mehmet

celebi mehmet

taraflarında bulunan Evrenos Gazi’ye haber göndererek yanına gelmesini istemiş, o da oğlu ile gönderdiği bir mektupla yaşlılığını ve gözlerinin görmediğini bahane ederek Edirne’ye gelemeyeceğini bildirmişti. Ancak Musa Çelebi ısrarla yanına gelmesini isteyince Edirne’ye gitmeye mecbur olmuştu. Musa Çelebi, o sıralarda 90 yaşının üstünde olan Evrenos Gazi’nin hakikatten kör olup olmadığını anlamak için yemekte ona kurbağa kızartması ikram etmiş, o da, Musa Çelebi’den korktuğu için kör taklidi yaparak kurbağa etini yemişti. Bunun üzerine serbest bırakılan Evrenos Gazi Vardar Yenicesi’ne dönmüş oğlu Ali Bey ise Musa Çelebi’nin yanında kalmıştı.

Çelebi Mehmed ile Musa Çelebi Mücadelesi

     Öte taraftan, Anadolu’da bulunan Çelebi Mehmed, kardeşine karşı bir yandan hazırlık yapıyor, bir yandan da Rumeli’ndeki beylerle anlaşmaya çalışıyordu. Nitekim bu sırada Evrenos Bey ve diğer akıncı beylerinin kendisine katılmasıyla durumu daha da güçlendi. Evrenos Bey’in de tavsiyesiyle bir kez daha Rumeli’ye geçti. Beraberinde bir miktar Rum askeri de vardı. Bu sırada Evrenos Bey de Sırpları Çelebi Mehmed’in tarafına çekmeyi başarmıştı. Musa Çelebi’nin yanında Beylerbeyi MihaloğluMehmed Bey ile Timurtaş Paşazade Umur Bey’den başka önemli emirlerden kimse kalmamıştı. Evrenos Bey’in tavsiyesiyle harekete eden Çelebi Mehmed, önce Kara Halil kumandasındaki öncü kuvvetlerini bozguna uğrattı, daha sonra da Edirne’ye geldi.

     Emrindeki beylerin kendisini terk etmekte olduğunu gören Musa Çelebi ise önce Zağra’ya, oradan da Filibe civarındaki Değirmendere’ye çekildi. Nihayet Çelebi Mehmed ile Musa Çelebi Sofya’nın güneyinde, Samakov kasabası civarındaki Çamurlu sahrasında karşı karşıya geldiler. Yanında bulunan az miktardaki yeniçerilerle savaşa giren Musa Çelebi, büyük bir cesaretle ve kahramanca savaşmasına rağmen kuvvetleri dağıldı ve kendisi de yaralı olarak Eflâk’a doğru kaçmak istedi. Ancak onu takip eden Bayezid paşa, Mihaloğlu Yahşi Bey ve Burak Bey gibi emirler tarafından yakalanarak Çelebi Mehmed’in yanına götürüldü. Çelebi Mehmed de kardeşini kendi yayının kirişi ile boğdurdu (5 Temmuz 1413). Başka bir rivayete göre ise Musa Çelebi kaçarken fazla kan kaybından yolda ölmüş ve onu takip edenler tarafından bulunarak Çelebi Mehmed’in yanına götürülmüştür. Musa Çelebi’nin nâşı Bursa’ya gönderilerek babasının türbesine defnedilmiştir.

     Rumeli’de 3 yıl hükümdarlık yapan Musa Çelebi kardeşleri ile yaptığı mücadelenin yanı sıra Hıristiyanlara karşı da büyük başarılar kazanmış, özellikle Bizans İmparatorluğu’nun korkulu rüyası haline gelmişti. Fetret Devri’nde, şehzadelerin hepsi kardeşlerine karşı Bizans İmparatoru’nun desteğini almış, Musa Çelebi ise aksine Bizanslılarla mücadele etmiş ve İstanbul’u dahi kuşatmıştı. Başlangıçta oldukça kuvvetli bir orduya sahip olan Musa Çelebi’nin tek kusuru ise, önceleri gayet halim selim olmasına rağmen sonraları değişerek sert bir insan olması idi. Onun bu hareketi pek çok emir ve askerinin Çelebi Mehmed’in tarafına geçmesine sebep olmuştu.

     Çelebi Mehmed, kardeşi Musa Çelebi’nin de ortadan kalkmasından sonra Edirne’de kendisini Osmanlı Devleti’nin yegâne hükümdarı ilan etti. Böylece Ankara Savaşı’nı müteakip, Bâyezid’in oğulları arasında başlayan taht mücadelesi sona ermiş ve Osmanlı tarihinde “Fetret Devri” adıyla anılan bu karışık dönem bitmiştir.


WordPress Güvenlik Önlemleri Eklentisi Better WP Security

WordPress Güvenlik Önlemleri Eklentisi Better WP Security

WordPress sürekli güncelleme yapsa da sürekli açıklar veren bir açık kaynak kodlu yazılım dolayısıyla dikkatli bir güvenlik sistemi kurmak şart Ancak güvenli bir site için çok vaktim yok diyorsanız sizin için her şeyi otomatik yapan bir wordpress güvenlik eklentisi mevcut üstelik tamamen türkçe olan bu eklenti sayesinde wp-config dosyanızdan dosya öneklerine kadar herşeyi tek tıkla halledebiliyorsunuz. Gerçekten muhteşem bir eklenti. eklentinin kurulumu ve ayarları da oldukça basit. size bir liste çıakrıyor pano menüsü altında kırmızıdan yeşile kadar çeşitli renkler bulunuyor panoda kırmızı renkler önemli açıklar yeşil renkler güvenli kısımlar olaak belirleniyor ve size tek tek  soruyor bu açıkları kapatalım mı diye çok basit  panoda size sorduğu ve güncelleme yaptığı alanlar şu şekilde

better wp securityBetter WP Security Pano ayarları

  1. Güçlü şifreler için zorluyorsunuz, ancak tüm kullanıcıları değil. 
  2. WordPress başlığınız mümkün olduğunca az bilgi açığa vurmaktadır.
  3. Yönetici olmayanlar mevcut güncellemeleri göremez.
  4. admin kullanıcısı kaldırıldı.
  5. ID 1 kullanıcısı kaldırıldı.
  6. Tablo önekiniz xxxxxx_
  7. WordPress veritabanınız için düzenli bir yedekleme planlamadınız. 
  8. WordPress yönetici alanınız 7/24 kullanılabilir. Sitenizi gerçekten 24 saat boyunca günceller misiniz?
  9. HackRepair.com’un kara listesi ile bilinen kötü ana bilgisayar ve tarayıcı kimliklerini engelliyorsunuz..
  10. Giriş alanınız brute force saldırılarına karşı korunmaktadır.
  11. WordPress yönetici alanınız gizli değildir. 
  12. .htaccess dosyanız tam güvence altına alınmıştır.
  13. Kurulumunuz, güvenlik açıkları için sitenizi taramaya çalışan saldırganları aktif olarak engelliyor.
  14. Kurulumunuz, aktif olarak değiştirilmiş dosyaları aramıyor. 
  15. Kurulumunuz, uzun URL’leri (255 karakter üzeri) kabul etmektedir. Bu, güvenlik açıklarına yol açabilir.
  16. Kullanıcıların WordPress arka alanında tema ve eklenti dosyalarını düzenlemelerine izin veriyorsunuz.
  17. Better WP Security wp-config.php ve .htaccess için yazma hakkına sahip.
  18. wp-config.php ve .htacess yazılabilir değil.
  19. Sürüm bilgisi, yönetici olmayan tüm kullanıcılara gizlidir.
  20. Sitenizin wp-content dizinini yeniden adlandırmalısınız. 
  21. Girişler veya yönetici alanı için güvenli bir bağlantı talep etmiyorsunuz. 

  • Yeşil öğeler tamamen güvenlik altına alınmıştır. İyi İş!
  • Turuncu öğeler kısmen güvenlik altına alınmıştır. Bu alanların tam güvenliğini sağlamak için daha fazla seçenek etkinleştirin.
  • Kırmızı öğeler güvenli değildir. Bu öğeleri derhal güvenlik altına almalısınız.
  • Mavi öğeler tam güvenli değildir ancak temalar, eklentiler ya da sitenin diğer işlemleri ile çakışabilir. Eğer yapabilirseniz bunları güvenlik altına alın fakat yapamazsınız onlar hakkında endişelenmeyin.

WordPress güvenlik tedbirlerini içeren bu eklentiyi şuradan indirebilirsiniz.